12 Ağustos 2016 Cuma

0

Stranger Things

Merhabalar! Bu ara hep çizgi roman hakkında yazdığımdan, değişiklik yaparak bu dizi hakkında yazmak istedim. ^^


Esasında bu diziyi izlemem de çizgi roman sayesinde oldu. Paper Girls'ü bu diziye aşırı benzetmişler. Hatta hakkında "Stranger Things'in, feminist bir biçimde yorumlanmış çizgi romanı" gibi yorumlar var. Haliyle merak ettim başladım. Bu arada bir iki nokta dışında Paper Girls'e benzediğini düşünmüyorum. Hatta illa çizgi romana benzeteceksem Wytches'a daha çok benziyor ^^ 

Netflix tarafından 2016 yılında çıkarılan bu dizi, IMDb tarafından drama, korku ve gizem kategorilerine alınmış. İlk sezon sekiz bölümden oluşuyor. Winona Ryder ve David Harbour baş roldeler. Yine, önem verir misiniz bilmem ancak şu an için IMDb puanı: 9.1

Konusu ise şöyle: 1980'lerde geçen dizimizde dört yakın arkadaş vardır: Mike, Will, Lucas ve Dustin. Bu dörtlüyü seksenlerin nerd çocuklarından sayabiliriz. Will, Mike'ın evinde saatlerce oyun oynadıktan sonra esrarengiz bir şekilde kaybolmuştur. Will kaybolduktan hemen sonra, bileğinde 011 yazan esrarengiz bir kız ortaya çıkmıştır. 

Daha sonra Mike ve bu kızcağızın yolu kesişecektir. Şerif ve kasaba halkı da bir yandan Will'i aramaktadır. Mike evsiz zannettiği bu kıza gizlice yardım ederken bir takım şeyler ortaya çıkacaktır. On bir denen bu kızın bir takım yetenekleri vardır: telekinezi, telepati ve bir takım başka şeyler. Bir yandan da Will'in annesi ışıklar yoluyla Will ile iletişim kurabildiğini fark etmiştir. Tabii daha bir ton şey var: Devlet tarafından korunan adeta bir 'kale', yine devletin pis işleri ve, ve... Bunu söylersem izleme keyfinizi hiç ederim ^^


Tabii IMDb bahsettiğim kategorilere ayırsa da dizi bilim kurgu sevenler için ilaç kabilinde. "Upside Down" muhabbeti ile paralel evren / alternatif boyut severlere çok güzel bir izleme keyfi sundu. Çok çok akıcı bir gidişatı var. Her bölüm yeni cliffhangerlar ekleniyor ve neredeyse dizinin sonuna kadar da ne olduğu tam anlaşılmıyor. 

Retro havasını da hakkıyla taşıyor dizi. Zibilyon tane gönderme var. Stand By Me'den tutun da Poltergeist'a kadar bir şeyler yakalayanlar olmuş. Benim dikkatimi çeken ise Eleven'ın sahnelerinde "Papa! No!" diye bağırması. Bana aşırı derecede Elfen Lied'ı hatırlattı. Bilemiyorum, sadece o an bana düşündürdüğünü söylüyorum. Bir de bazı sahnelerde pek çok filmde yapılan kamera açıları kullanılmış. Eh bu kadar saygı duruşuna ben de saygı duruşu gösteriyorum, helal valla ^^ En çok hoşuma giden şey ise çizgi roman ve The Lord of The Rings & The Hobbit göndermeleriydi. Dizi tam geek dizisi anlayacağınız.

Çocuk oyunculardan bahsedeyim. Abi, hepsi harikaydı. (Okeye dördüncü olan kız konumuna girdim şu an, farkındayım) Gerçekten Winona Ryder'ı filan gölgede bırakmışlar. Hele Eleven'ı oynayan Millie Brown isimli kızımız aşmış. Ödül falan verilmezse yazık olur.

Her şeyi sevdim de sevmediğim bir şey yok mu? Tabii ki var. Arkadaş kurgunuz güzel, oyuncularınız iyi. Her şeyi yapmışsınız da, Nancy isimli kızın aşk hayatına girmeseniz olmaz mıydı? Hadi 80'lerin ergen arkadaş grubu temasına girmişsiniz, ona da tamamım. Ancak Steve denen arkadaşın triplerine gerek var mıydı? Gerçi o kadar kusur kadı kızında da olur. 


Tabii dizinin IMDb "Top Rated TV Shows" listesinde House'un, Black Mirror'ın, Six Feet Under'ın önüne geçmiş olması gibi bir durum var. O kadar mı? Dürüst olursam bence değil. Ama yine de çok güzel. 

Sonuç olarak, retro ve bilim kurgunun muhteşem harmanlandığı, gerilim, gizem, hatta polisiye türlerinin de içine girebilecek olan harika bir yapım. Akıl karıştıran, teori ürettiren dizileri seviyorsanız tam size göre. Gerçi sonu beni çok üzdü. Ama o benimle alakalı. Mutlu sonları severim de ben. Dizinin sonu benim açımdan pek mutlu bitmedi. Neyse, ikinci sezonu bekleyedurayım artık. Bu arada belki dizide yapılan göndermeler üzerine bir yazı yazarım. Nasıl olur? ^^  
Esenlikle Kalın^^

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumunuzu eksik etmeyin, her biri çok değerli^^