15 Temmuz 2016 Cuma

0

The Accused

Blogda ne zamandır biraz daha 'hafif' filmlerden konuştuğumun farkındayım. Bu sefer gayet ağır bir topu anlatacağım.


Yıllaaar önce bir gece CNBC-e'de izlemiştim bu filmi. E2 de olabilir bilemedim şimdi. Çok beğenmiştim, öyle ki durup durup bu filmi açıp tekrar izliyordum. Sonra toptan hukuk filmleri izlemeyi bıraktım. Yıllar sonra dün tekrar izledim. Evet, benim için etkileyiciliğinden bir şey kaybetmemiş.

1988 yılında çıkmış olan The Accused'in başrol oyuncuları Kelly McGillis ve Jodie Foster. Bir Oscar'a sahip filmin konusu şöyle:

Sarah (Jodie Foster) bir gece bir barda toplu tecavüze uğramıştır. Onu savunacak olan Kathryn (Kelly McGillis) bazı sebeplerden dolayı davada anlaşmaya gitmiş, suçluları da tecavüzden değil başka bir suçtan içeri tıkmıştır. Sarah bu duruma çok içerlese de elinden bir şey gelmemiştir. Daha sonra bir gün bir kasetçiye giden Sarah, orada bir adam tarafından sözlü taciz edilir. Anlarız ki bu adam o gün tecavüz sırasında orada olanlardan biridir. Sarah adamın arabasına bir kaç kez vurur ve hastanelik olurlar. Bunun üzerine Kathryn yanlış yaptığını anlar ve o gün orada tecavüze azmettirici şakşakçıların peşine düşecektir. Bu sayede önceki dava da tecavüz davasına yükselecek ve şakşakçılar dahil herkes hak ettiği cezayı alacaktır. 


Filmin akışının çok ilginç olduğunu söylemem gerek. Filmin başında bir genci tecavüzü ihbar ederken görüyoruz ve Sarah'ı olay yerinden kaçmaya çalışırken. Neredeyse filmin sonuna kadar da orada gerçekte ne olduğunu bilemiyoruz. Sarah'ınki ağırlıklı olmakla birlikte tarafların bakış açılarını görüyoruz. Yani herkes en başta Sarah'ı haklı bulmayabilir. Çünkü genellikle bu tarz filmlerde kurbanın yaşamı yansıtılır, ona acıma duygusunun gelişmesi sağlanır ya da empati yaptırılır. Burada öyle bir şey yok, olaya bodoslama dalındığından ötürü filmin sonuna kadar bir merak duygusu gelişiyor. 

Filmin pek çok sahnesi ağır bir eleştiri niteliğinde. Yine henüz filmin başında, Sarah hastaneye götürülüyor. Burada fotoğrafları vesaire çekiliyor. Sesi bile çıkmayan kız bir takım sorulara maruz kalıyor. Sarah da "Önce muayene etmeniz gerekmez mi?" diye bir soru soruyor. Olmaz tabii, çünkü kadından yani kendi varlığından önce ne zaman biriyle birlikte olduğu buna bağlı olarak bir hamilelik varsa tecavüzcülerden olup olmadığı bireyden önemli çünkü. Ya da kullandığı doğum kontrol yöntemi. Demek istediğim bunlar tabii ki yapılacak ama önce böyle bir travmaya uğrayan kadına değer verin, önce bir insan yerine koyun, insan gibi muamele edin.

Birden kafa açmamak için biraz dağınık dağınık gideceğim. Oyuncu seçimi gerçekten çok başarılı. Yani, kırılgan, naif, duygusal bir Sarah için Jodie Foster'ı seçmek çok mantıklı. Yine aynı şekilde savcıyı oynayan Kelly McGillis de cuk oturmuş. Çünkü Kathryn'in biraz duygusuz, epey mantıklı, sağduyulu ve soğukkanlı olması gerekiyor. Biraz da heybetli. Ayrıca Jodie Foster deyince aklınıza Kuzuların Sessizliği geliyorsa, bu film bu algıyı tamam kıracak nitelikte. Çok çok iyi oynamış. Bu sayede Oscar'ı kaptı zaten. 


Film bir yandan da toplum yapısını inceliyor. Sarah, Kathryn'in tersine 'American Dream'i yaşayamayanlardan. Bir cafede garsonluk yaparak hayatını geçirmekte ve derme çatma bir evde yaşamakta. İşin içine ailevi sebepler de girince kendini iyice değersiz hissediyor. Pek çok kez "Alt tabaka bir sürtük olduğum için tecavüzü hak ettim, öyle mi?" dediğini duyabilirsiniz. 

Toplum yapısı demişken, burada da kadını suçlamak için her şeyin yapıldığını görüyoruz. Öyle giyinmeseymiş, öyle dans etmeseymiş, o kadar içmeseymiş, flört etmeseymiş, bu gibi söylemler filmde havada uçuyor. İşin kötüsü ise hâlâ filme yapılan yorumlarda "hak etti" gibisinden şeyler yazıldığını görebilirsiniz. 88'den bu yana pek bir şey değişmemiş anlayacağınız. (Kendi ülkemizden bahsetmiyorum bile tabii, bu konuda biz hala filmin '88 yılını yaşıyoruz.) Gerçi dünya değişmedi, bu olayları, hatta daha beterini her gün görüyoruz, duyuyoruz, okuyoruz. 


Filmin öne sürdüğü noktalardan biri de sadece tecavüz edenlerin suçlu olmaması. Onların yanında bu olaya şahit olan üstüne üstelik tecavüzcüleri daha da gaza getirip azmettiren insanları da yargılaması. Bunun yanında gören ancak hiçbir şey yapmayan, engel olmaya çalışmayan insanları da hukuki olarak olmasa da psikolojik olarak rahat bırakmaması. Ancak bu tabii ki bir film. Hani bir söylem vardır ya, köpek insanı ısırırsa haber değeri olmaz ama insan köpeği ısırırsa haber niteliği taşır diye. Gerçek hayatta azmettiricileri bırak, tecavüzcüler bile hak ettiği cezayı almıyor.

Bir ek olarak da yine sistem eleştirisi olduğunu düşünüyorum. Tecavüze uğradığını annesiyle bile paylaşamayan Sarah, hemen işine devam etmekte. Üstelik dalgınlığından ötürü bir nebze azar görmekte. İşte böyle bir haldeyiz: Böyle bir travmadan sonra işine devam etmek zorunda yoksa yerine biri alınır ve bir de geçim sıkıntısı baş gösterir. Çünkü iş insanın psikolojisinden önemlidir. İnsan haklarının tartışıldığı bir dönemde yaşıyorduk değil mi? 


Çekildiği dönemde, "tecavüzün neredeyse haklı çıkartılması" yönünde epey tepkiyle karşılaşsa da filmin tepki gösterdiği nokta da bu zaten: Hiç kimse tecavüzü hak etmez. Ne yaparsa yapsın, ne giyerse giysin, nasıl davranırsa davransın. Yani alt metinlerinde olduğu kadar totalde de bir mesaj vermenin peşinde.

Bu arada film, seksenlerin sonunda çekilmesine rağmen pek o havayı hissetmiyorsunuz. Yani öyle uçuk kaçık kıyafetleri nadir görüyorsunuz. Makyajlar güzel zaten, şimdi bile yapılır. Genel anlamda işleyişi de iyi. Yukarıda bahsetmiştim, esas olayın flashbackini filmin neredeyse sonuna kadar saklamışlar. Bu da flashback kavramının film için ne kadar önemli olduğunu, aslında nereye koyulduğunun bile önem arz ettiğini gösteriyor. İlginç bir şekilde sinema okumak istedim şu an. Böylece daha iyi yorumlar yapabilirdim. ^^

Son olarak, hukukun iç yüzünü gösteren filmlerden biri. O yapılan anlaşmalar, o soğuk kalma durumları, her şey gözünüzün önünde. Filmin sonunda herkes hak ettiği cezayı alsa da pek mutlu olmuyorsunuz, içiniz cız ediyor. Pek çok açıdan izlenmesi gereken bir film olmuş. O dönemin Amerika'sı ile şimdiyi ve dünyayı karşılaştırmak açısından gayet yeterli. Oyunculuklar zaten muhteşem. İzleyin yani, eminim benim anlatmadığım pek çok şeyi yakalayacaksınızdır. Bu arada seksenlerde esen metal müzik fırtınasına iyi gönderme yapmışlar ^^

Dipnot: Bu olay gerçek bir olaydan esinlenilmiş. '83 yılında yaşanan bu olayı araştırmayı da size bırakıyorum ^.^ 

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumunuzu eksik etmeyin, her biri çok değerli^^