5 Temmuz 2017 Çarşamba

0

Batman #23


Yazarken dinlemekteyim: Haggard - In A Pale Moon's Shadow

The Button’ın ardından tıpkı Rooftops gibi iki geçiş sayısı yayımlandı. Rooftops yayımlandığı sırada Swamp Thing ile ilgili bir sayı yayımlanacağını sanıyorduk, ancak DC sonradan geri çekmişti. Tom King daha sonra yayımlanacağını söylese de bir burukluk yaşamıştım ne yalan söyleyeyim. Swamp Thing ile ilgili bir şeyi gerçekten okumak istemiştim.

Veee Batman #23: The Brave and the Mold ile karşımızda: Swamp Thing!

Her zaman ki gibi küçük bir özetten sonra yazımızın esas bölümüne geçeceğim. İstediğiniz kısma atlayabilirsiniz.

Spoiler Bölgesi:

İlginç bir açılışla karşımızda pek de genç olmayan birini görüyoruz. MY Wild Irish Rose’un şarkı sözlerini söylüyor ancak bitiremeden biri iki kere ateş ediyor. Batman ve Gordon olay yeri incelemesi yapıyor ve orada Swamp Thing beliriyor. Ölen kişinin Alec Holland’ın (a.k.a. Swamp Thing) olduğunu öğreniyoruz. Daha sonra Swamp Thing, Bruce’a misafir oluyor ve katilin kim olduğunu öğrenmek istediğini görüyoruz. Bunun üzerine Batman Kite Man’i buluyor. Ondan bilgi alıyor ve araştırmalarının devamında Lloyd McGinn’i öldürenin Headhunter olduğu cevabına ulaşıyor. Batman ve Swamp Thing, Headhunter’ı buluyorlar ancak Headhunter ve Swamp Thing’in yüzleşmesi pek de hayırlı olmuyor: Swamp Thing onu oracıkta öldürüyor. Batman de pek tabii onu kullandığı için Swamp Thinge kızıyor ancak iş işten geçmiş oluyor…



Tom King’e bakış açınız nasıldır bilemiyorum, hatta kendiminkini de bilemiyorum. Kimi zaman öve öve bitiremiyorum, kimi zamansa tam tersi oluyor.

The Button’dan sonra direkt olarak War of Jokes and Riddles’a geçmedik ki, iyi de oldu bir bakıma. Böyle geçiş sayılarını faydalı buluyorum ancak okumaya başlarken (tamam kabul ediyorum Rooftops’dan ötürü olabilir) beklentim oldukça aşağılardaydı. Hatta yoktu. Ancak yine de Batman ve Swamp Thing’i bir arada görmek de aynı zamanda çok heyecan verici.

Sayının beklentilerimin tam tersi yönünde iş çıkarttığını söyleyebilirim. Aslında evet; sevdim ben bu sayıyı. Çünkü oldukça uzun zamandır hissedemediğim bir şeyi tekrar hatırladım: Batman’in bir dedektif olduğunu.

Batman’in dedektif yönünün komediyle harmanlanarak verildiği bir sayı olmuş. Hatta bence Tom King, Kite Man’i kullanmak için yer arıyor. Onun haricinde ise Alfred’i ve Batman ve Swamp Thing’in Batmobile sahnesini oldukça sevdim. Evet, bildiğiniz güldüm, itiraf ediyorum.

Bunun haricinde Swamp Thing’in ölüm ve yaşamla ilgili felsefik konuşmalarını da oldukça sevdim. Tom King yine bir nebze düşündürmeye çalışmış bizi - ki Tom King’in Felsefe ve aynı zamanda Sanat Tarihi bölümlerinden mezun olduğunu da hatırlatmam gerek. Yani açıkçası onun bu yönü de hoşuma gidiyor.

The Button’da görmeyi dilediğim ama pek de alamadığım “Wayne Drama”sını burada iki üç panelde almam ise ilginç bir durum. Swamp Thing, Headhunter’ı öldürdükten sonra Batman’in “Benim kim olduğumu sanıyorsun? Ne? Hayır hayır, bitmedi. Bana tekrar açıklamak zorundasın. Bana söylemek zorundasın – Anne ve babamın hayata döndüğünü söyle!” cümleleri aslında tüm sayıyı özetliyordu. İster zaman yolculuğu yapsın, suçluları Arkham’a tekrar tekrar tıksın, Batman her zaman Batman olacak: Travması maalesef ki, onu hiç bırakmayacak.



Değinmek istediğim son bir nokta var: Panel kullanımı. O sinematografik yaklaşım nasıl da yakışmış öyle! Bilirsiniz, hikayede panel kullanımı da aslında çok önemlidir. Panellerin uzun ya da kısa olmasıyla, ya da “ima edilen” panel kullanımıyla; ne bileyim yarım çerçeveli panel kullanımı bile bizim zihnimizde zaman algısını değiştiren bir şey (Bunun hakkında bir şeyler okumak istiyorsanız Scott McCloud’un Understanding Comics’i mutlaka okuyun derim. Tabii sadece panel kullanımı anlatılmıyor Understanding Comics’te – Çizgi romanın mutfağını merak edenler için muhteşem bir kaynak, yani çizgi roman) Konumuza dönecek olursak, buradaki sinematografik yaklaşım belki yeni değil, ancak yine de oldukça başarılı. Sevdim ben.

Bir de –algıda seçicilik yapmıyorsam- Lloyd McGinn’i Alan Moore’a benzetmemin dışında diyalogları da oldukça Alan Moorevari buldum, yani Tom King’in amacı buyduysa iyi bir saygı duruşu olmuş diyebilirim.

Bu arada villain’ımız yine tarihin tozlu sayfalarından gelmekte: Headhunter. Kendisi Batman #487’de (1992) görülmüştü. Bir iki tane de gönderme vardı onları sayayım:

Şöminenin üzerinde gördüğümüz tablo Batman & Robin #10’dan alınmaydı. The Brave and Bold #122’de Swamp Thing görülmüştü. Girişteki sözlerin My Wild Irish Rose’dan alındığını belirtmiştim. 



Bitireyim artık, oldukça düşük beklentiyle okumaya başlamama rağmen tam tersine oldukça hoş bir sayı olmuş. Oldukça başarılı panel kullanımı ve yerinde mizahı ve yerinde felsefesi ile, “olmuş bu.”
Puan: 8/10

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumunuzu eksik etmeyin, her biri çok değerli^^