16 Mart 2017 Perşembe

0

Hausu

House ya da Hausu, korku janrında bir Japon filmi. Ancak bu, film için yapılabilecek en kaba tabir olmakla birlikte en yetersizi de büyük ihtimalle. çünkü adam akıllı bir tanım yapmaya çalıştığınızda inanın bir duraksıyorsunuz, adeta nutkunuz tutuluyor. Aha bu satırları yazarken buldum tanımımı! Hausu, 1977 çıkışlı, doğru dürüst tanımlayamadığınız, Japon yapımı bir korku filmi.

Konudan bahsedip hemen diyeceğimize geçelim, çünkü film üzerine söyleyecek çok şey var.

Gorgeous takma isimli genç hanım kızımız (Angel diye görürseniz de şaşırmayın), yaz tatilini babasıyla geçireceği için çok heyecanlıdır. Sergio Leon'un (evet tahmin ettiğiniz Leon) film müzikleri kaydı için İtalya'da bulunan baba kişisi eve döndüğünde Gorgeuos'a bir sürpriz yapacaktır: Gorgeous'a bir üvey anne getirecektir. Annesinin ölümünün üzerinden sekiz yıl geçmiştir ancak Gorgeous yine de bu haberi hoş karşılamayacak ve halasına bir mektup yazacaktır. Arkadaşları ile onu ziyaret etmek istediğini ileten bu mektuba halasından hemen olumlu cevap gelecek, Gorgeous da, Prof, Melody, Kung Fu, Mac, Sweet ve Fantasy ile seyahatine başlayacaktır. Kırsaldaki eve varır varmaz gariplikler de baş göstermeye başlayacaktır.

Tabii gariplik kelimesi bu film için çok normal kalıyor. Çünkü "tatile giden bir grup genç" klişesinin evrilmiş hali de olsa "ne kadar yaratıcı" olabilir ki diyebilirsiniz. Buna cevap veremem, söyleyebileceğim şey, yaratıcı olup olmadığı tartışılır olsa da bu filmin "garip" olduğu kesin.

Film şirketi Nobuhiko Obayashi'ye, Jaws etkisi yapacak bir film yapmasını söylemiş. Obayashi de bundan sıyrılarak daha ilginç bir şey yapmak istemiş ve kızına ona nelerin korkutucu geldiğini sormuş. Kızı da, eski büyük saatlerin, piyano derslerinin ve tatlı ancak gizemli yaşlı akrabaları ziyaret etmenin ona korkutucu geldiğini söylemiş. İzlediğiniz üzere Nobayashi de tüm bunları filmin içine serpiştirmiş.



Filmin korkunç olmaktan ziyade, komik gelen bir havası var. Bunun da filmin başından sonuna kadar absürdizmi taşıyan havasından kaynaklandığını söyleyebilirim. Tabii taşı tek şey absürtlük değil, Japon yapımı bu kendilerinden pek çok şey katmış, Batı'nın da pek çok ögesiyle çok iyi harmanlanmış. Örnekse, II. Dünya Savaşı'ndan geri dönemeyen Japon askerini sonsuza bekleyen gelin teması üzerinden ilerliyor. Bunun birlikte, kızların yedi kişi olması ve ilk ölenin "obur" diye tabir edilen kızımız (Mac) olması, tesadüf müdür sorarım size? ^-^

Filmin yapısı gereği karakterler hakkında bilgi sahibi olmuyoruz, bilmemiz gerekenler zaten kızların takma ismiyle yansıtılıyor. Yani film Gorgeous ve teyzesi üzerinden temellendiriliyor. Bu arada İkinci Dalga Feminizm Hareketi'nin hissedildiği yıllar. Filmde neredeyse erkek karakterin olmamasını -olan da muz kabuğuna dönüşüyor, ya da askerlikten dönemiyor ya da kızına üvey anne getiren bir baba modeli- bir miktar buna bağladım ancak bundan çok da emin değilim. Yine de feminizm dalgasının etkin olduğu bir dönemde bu tarz bir filmi çekmek de biraz yürek isteyen bir iş tebrik etmek gerek.



Filmin çoğu rüya gibi, biraz bilinçdışına ve altına göndermeler olduğunu düşündüm, bundan pek emin olamasam da sürrealist bir hava taşıdığı kesin. Özellikle bazı sahnelerde aklınıza direkt Dali'nin The Persistence of Memory'si (Belleğin Azmi) geliyor. Bunun yanında zaten yağlı boya tablolardan fırlamış görüntüler boolca bulunmakta.

Tabii filmin sadece sürreal bir hava taşıdığını söylemek haksızlık olur. Film hem psikedelik (halüsinatif, psychedelic), hem karikatürize hem de grotesk bir hava taşıyor. Bununla birlikte -yukarıda da söylediğim gibi- hem Japon kültürüne hem de başka şeylere gönderme yapıyor. Gorgeous'un üvey annesiyle tanıştığımız sırada süzülürken bir nevi kadının "vampir" olmasına işaret ediliyorken diğer yanda piyano başında ölen bir kızcağız görüyoruz, bir yandan da dans eden bir iskelet kadrajımıza giriyor. Evet dans eden bir iskelet dedim, size de tanıdık gelmiştir: Walt Disney'in 1929 yılında yaptığı bir kısa film vardı, The Skeleton Dance. Ona bile gönderme yaparken, başka bir sahnede cinsel gönderme yapmadan da geri kalmıyor.



Yazının dağınık olduğunun farkındayım; hah işte bu tam olarak filmin yapısından kaynaklanıyor. Çünkü pastel renklerle bezenmiş bir sahneden, kızcağımızın poposunu ısıran bir kesilmiş kafaya geçen bir film, bu etkiyi yaratıyor. Ne olduğunuzu şaşırıyor, anlam veremiyor, bir yandan da ayak uydurmaya çalışıyorsunuz. Söylemeden geçemeyeceğim bir noktada çizgi roman okuyormuş havası vermedi değil.

Benim favori karakterim -büyük ihtimalle herkes gibi- Kung Fu oldu. En çok üzüldüğüm kısımsa malum olan, saatli sahneydi.

Toparlayacak olursam, korku türünü sevenlerin mutlaka göz atması gereken bir film. Efektleriyle, temalarıyla, göndermeleriyle, alt metinleriyle beyni allak bullak eden bir film oldu. Evet bu film '77 yılının filmi. V çok "acayip". Tabii izleyin diyorum ancak seveceğinize garanti veremem. Sonra bana küfretmeyin ^-^



Gitmeden, filmin Quentin Tarantino'yu, Tim Burton'ı, Sam Raimi'yi etkilediği söyleniyor. Söyleniyor yani, bilemem ^^

Ay tam bitiriyordum aklıma geldi, olan Gorgeous'un müstakbel üvey annesine oldu. Üzdü valla. Tamam tamam bu kez kesin gittim.
Fin.

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumunuzu eksik etmeyin, her biri çok değerli^^