15 Aralık 2016 Perşembe

2

Değişim

Değişim: Bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü, değişme

TDK böyle tanımlıyor değişimi. Evet, biraz eski yazılarıma benzer bir yazı yazmaya geldim.


Uzun bir süredir, bazı şeyler hakkında, ciddi kafa yoruyorum. Bunlardan biri; insan neden kötü bile olsa geçmişe özlem duyar? Neden geçmiş, "geçmiş" olunca kötü şeyler değil de hep o günlerin iyisi hatırlanır?

Cevap çok basit aslında, hepiniz şu an aklınızdan geçiriyorsunuzdur; bilinmeyenden korkma.

Ne alakası var demeyin; evet gerçekten böyle. Gelecek nedir bilemiyoruz, gelecek tekinsizdir, ne olacağı asla belli değildir. Gelecek bilinmeyendir. Otuz saniye sonrası bile gelecektir. Hani hep deriz ya, "yarına çıkacak mıyız belli değil" diye, tamam bu kadar büyük bir boyutu kast etmiyorum ancak, gelecekte nasıl bir yaşam süreceğimiz, nasıl bir insan olacağımız belli olmadığından gelecekten çok korkarız.

Oysa geçmiş öyle mi? Geçmiş yaşanmıştır; iyi veya kötü hep oradadır. Asla değiştiremezsiniz, tüm olan biteniyle zihinlere yazılmıştır. Etkisi olup bitmiştir bile, acı denen şey orada kalmıştır, sevinçler bugüne taşınmıştır. Evet,aslında acının orada kalmadığının farkındayım, ancak etkisinin azaldığını söylemek mümkün mü?

Değil. Değil. Değil.


Tamam konudan konuya atladığımın farkındayım, ancak geliyorum meseleme. Tecrübe dediğimiz iğrenç şey değiştirir insanı. Tecrübenin çiçekli yollardan kazanılmadığı kesin. Tecrübe insanı duygularından kopartır; mantığa yaklaştırır. Ve bu merdivende çıkılmış her basamak, her adımda "saflık"tan çok şey kaybeder. Saflığın geri gelemeyeceği aşikar ve bu durum insanı çirkinleştiriyor. Yani acı insanı daha kötü bir hale getirebiliyor. İnsanın aksiyonlarında görülmese bile iç dünyasında pek çok şeyi -dediğim gibi en başta saflığı- kaybettirdiği kesin.

Peki geçmişteki acıya ne olur? Aslında ondan pek bahsedemeyiz, çünkü zamanın aktığı için her an biz de değişiriz. Değiştiğimiz için de olup biten ilk acıyı o andaki etkisiyle hissedemeyiz ancak değişen birey, tecrübe denen şey ile bir yansımasını hep taşır içinde. Dolayısıyla o üzüntü aslında o anlıktır; an geçer, insan o üzüntüyü yanında taşıdığını sanır ancak bu aslında o "deneyimin" bir yansımasından başka bir şey değildir.


Eee, gelecek yoksa, geçmiş de asla değiştirilemeyeceğinden biz de an'ı yaşamak durumunda mıyız? Maalesef o da mümkün değil. Elimizde an'dan başka bir zaman dilimi yoksa, bizde şimdiye mahkum oluruz. Ancak "şimdi" güçsüzdür. Biz her saniye değiştiğimiz için "şimdiki zaman dilimi"nde ne yapacağımızı bilemeyiz. Çünkü başlangıcı yoktur ve insan yapısı itibariyle "şu an"ın farkına varamaz. Çünkü, tüm bilinirliği ile geçmiş yanı başında duruyordur. "Hayatım eskiden daha güzeldi" ya da "Keşke şunu değiştirebilseydim" gibi şu ana ait olmayan kalıplar içine sıkışmış durumdayız.

Geçmişin bir başka çekiciliği ise, bazı anların net olamaması. Mutlu olunan anlar genellikle iyi bir şekilde hafızaya atılıyor. Ancak insanı asıl değiştiren kötü anılar, beynin müdahalesine uğruyor; net olamıyor. Belki de etkisini biraz da bu yüzden kaybediyor; beyin kontrolü ele almaya çalıştığı için, istemediği kısımları çok güzel flulaştırabiliyor. İşte bazen, bu yüzden, bazı anlar bize "anlatılmış" gibi hissettiriyor. 

Dolayısıyla bize tecrübe kazandıran şeyler, bizim değişimimiz bir noktada "masalsı" oluyor. Çünkü en saf haliyle kalmıyor ve bu durumda, bizde okuduğumuz bir kitabın ya da izlediğimiz bir filmin yarattığı etkiyi yapıyor. Çünkü çok azıcık bile olsa, değişmiş bir anı aslında hiç olmamıştır.


Velhasıl kelam, ben ne bu yazıyı ne de kafamdakileri toparlayabileceğim. En temelde söylemek istediğim şey, doğada olmayan ve olmayacak kavramlar geliştirdik ve bunların içinde debelenip duruyoruz. Zaman kavramı insanlara aittir, biz de yarattığımız bu düzende sürünüyoruz. Ancak bunların hiçbiri yok; asla olmadı. 

Olan şey ise değişim; değişim de geçmiş gibi hep orada. Dünya değişir. Hiç durmadan değişir. Haliyle hiçbir şey ilk haliyle olduğu gibi değildir; bu durumda her şey aslında her an sıfır noktasında. Biz de dünyayı değiştirebileceğimizi sanan varlıklarız. Değiştiriyoruz doğru ancak her akan salise bunun gereksizliğini de yüzümüze çarpıyor. Çünkü şimdiki zaman, geçmiş olmaya mahkum. Biz de onun kaçınılmaz tutsaklarıyız. Hep sıfır noktasındayız çünkü her an yenileniyoruz. 

Eh bu saçmalamacayı buraya kadar okuyan varsa, teşekkürlerimi sunuyor ve mutlu "şimdiki zamanlar" diliyorum. An'ı keşfedersek çok büyük yol alacağız sanırım. 

Not: ilk göresel Salvador Dali'nin eseri. Diğerleri ise Rembrandt'ın oto portrelerinden kırpılmış gözler. 

2 yorum:

  1. Bunların hepsini siz mi düşündünüz yoksa araştırdınız mı. Kafa yorucu güzel bir yazı olmuş ben beğendim.

    Teşekkürün içinse önemli değil, zevkle okudum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim düşüncelerim hepsi, tabii ki okuduğum şeylerin etkisinde kalmışımdır, orası ayrı ^.^

      Sil

Yorumunuzu eksik etmeyin, her biri çok değerli^^